
Kalp-1
Chapter 1
Imported Transcript
Bryan
Genellikle kalpten bahsettiğimizde, eee, hepimizin aklına o klasik pürüzsüz şey gelir. Yani o simetrik Sevgililer Günü sembolü falan.
Belma
Evet, kırmızı kusursuz hatları olan o meşhur şekil.
Bryan
Aynen öyle. Yani düz bir pompa. Nasıl desem? Basit bir ritim makinesi gibi düşünürüz onu. Sen de göğsüne elini koyduğunda, hani o hissettiğin atış var ya, sanki mekanik, kusursuz çalışan basit bir metronomun sesiymiş gibi hissettirir.
Belma
Hı hı. Çok düzenli, sıradan bir tık tık sesi gibi gelir dışarıdan.
Bryan
Kesinlikle. Ama işte anatomi kitaplarının o derin dünyasına adım atıp, eee, işin gerçek mühendislik kısmına girdiğinde o basit resim tamamen paramparça oluyor.
Belma
Hem de nasıl. Gerçekten paramparça oluyor.
Bryan
Ve inanılmaz dinamik bir yapı. Bugünkü incelememizde insan vücudunun bu en hayati motorunun yani tıbbi adıyla korun mimarisini inceleyeceğiz.
Belma
Ve bu mimarinin o dudak uçuklatan iç tasarımını, o yapıyı konuşacağız.
Bryan
Aynen. Göğüs kafesinde tam olarak nasıl konumlandığını, nasıl çalıştığını deşeceğiz bugün. Bu yeni anatomi keşfimize hoş geldin.
Belma
Hoş bulduk. Hani çoğu zaman kalbi sadece kanı iten etten bir tulum, eee, düz bir kas yığını olarak hayal etme eğilimindeyiz hepimiz.
Bryan
Çoğumuz öyle biliyor zaten. Evet.
Belma
Latince isim olarak sayıp geçmeyeceğiz. Çünkü karşılaşacağımız her bir detay, işte o her bir kıvrım, aslında kalbin kusursuz işleyişindeki çok temel bir neden sorusuna cevap veriyor.
Bryan
Yani hiçbir şey tesadüf değil.
Belma
Kesinlikle değil. Bu yapıların neden tam da bulundukları yerde oldukları, eee, duvarların neden o özel mimariye sahip olduğu, hayatta kalmamızı sağlayan o muazzam akışkanlar dinamiğinin şifrelerini barındırıyor aslında.
Bryan
Vay canına, çok iddialı.
Belma
O karanlık odacıkların içine bir fener tuttuğumuzda karşılaştığımız mühendisliğe hayran kalmamak elde değil gerçekten.
Bryan
O zaman hiç durmayalım. Fenerimizi yakıp hemen o odacıklara doğru yola çıkalım.
Belma
Çıkalım bakalım.
Bryan
Ama içerideki o karmaşık trafiğe girmeden önce, eee, bu motorun göğüs kafesimizde tam olarak nerede durduğunu ve dışarıdan nasıl göründüğünü bir netleştirmemiz gerekiyor bence.
Belma
Kesinlikle. Yerleşimi çok kritik.
Bryan
Kalp, anatomi adıyla kor, göğüs kafesinin içinde mediastinum medius adı verilen çok özel bir boşlukta yer alıyor ve öylece dümdüz, hani simetrik bir şekilde falan durmuyor.
Belma
Yok, hayır, bayağı kendine has bir duruşu var.
Bryan
Bir tepesi var. Apex cordis diyoruz buna. Bir de tabanı var. Yani bâsis cordis. İşin en ilginç kısmı, vücudumuzun tam ortasında kusursuz bir simetriyle konumlanmamış olması.
Belma
Evet, hafif yassı ve eğik bir pozisyonu var.
Bryan
Yani kalbin üçte ikisi orta hattın solunda, eee, sadece üçte biri sağ tarafında kalıyor.
Belma
Boyutlarına baktığımızda da devasa bir organ görmüyoruz aslında. Yani bir yumruktan biraz daha büyük. Avuç içine sığabilen kompakt bir yapı.
Bryan
Hı hı. Aşağı yukarı ne kadardır boyutu?
Belma
Ortalama on iki santimetre boyunda, eee, sekiz-dokuz santimetre genişliğinde ve yaklaşık altı santimetre kalınlığında.
Bryan
Gerçekten avuç içi kadar bir şey yani. Ağırlığı ne kadar peki?
Belma
Ortalama 250 ila 300 gram civarında bir ağırlığı var. Erkeklerde genelde 280-340 gram arası, kadınlarda ise 230-280 gram arası değişiyor.
Bryan
Sadece 300 gramlık bir et parçası.
Belma
Aynen. Düşünsene tüm hayatını, hani tüm enerjini dokularına giden oksijeni sağlayan, günde binlerce litre kanı pompalayan bir motor için şaşırtıcı derecede kompakt bir tasarım.
Bryan
Gerçekten inanılmaz. Tam da bu asimetrik yerleşim beni çok düşündürüyor aslında. Kalbimiz neden göğüs kafesimizin tam ortasında, dümdüz bir şekilde durmuyor da hafifçe sola yönelmiş durumda?
Belma
Aslında bunun cevabı, daha anne karnındaki gelişimimizde saklı.
Bryan
Nasıl yani? Kalbin bu eğik duruşu daha o dönemde mi belirleniyor?
Belma
Evet! Kalbimiz embriyonik gelişimin erken dönemlerinde basit bir tüp şeklinde oluşmaya başlıyor. Ancak gelişim ilerledikçe bu tüp uzuyor, kıvrılıyor ve kalbin farklı bölümleri zamanla bugünkü konumlarına yerleşiyor.
Bryan
Yani kalbin göğüs kafesindeki o asimetrik duruşu, aslında gelişim sürecinin bir sonucu.
Belma
Kesinlikle! Kalp tüpünün kıvrılması, embriyonun katlanması ve göğüs boşluğunun gelişimi, kalbin bugünkü konumunun oluşmasında önemli rol oynuyor. Sonuçta kalbin büyük bölümü orta hattın solunda kalırken, apex cordis de sola, öne ve aşağıya doğru yöneliyor.
Bryan
Peki, kalbin sağ ve sol tarafı arasında yapısal bir farklılık da var mı?
Belma
Hem de oldukça belirgin farklılıklar var! Üstelik bu farklılıklar da embriyonik gelişim sırasında ortaya çıkmaya başlıyor. Ancak kalbin sağ ve sol taraflarının üstlendiği görevler de bu yapıların şekillenmesinde önemli rol oynuyor.
Bryan
Nasıl yani? Farklı şeyler mi pompalıyorlar?
Belma
İkisi de kan pompalıyor ama farklı dolaşım sistemlerine. Sağ ventrikül, oksijence fakir kanı akciğerlere gönderirken sol ventrikül, oksijence zengin kanı tüm vücuda pompalıyor.
Bryan
Yani sol ventrikülün çok daha yüksek bir basınca karşı çalışması gerekiyor.
Belma
Aynen öyle! Çünkü sistemik dolaşımdaki damar direnci ve basınç, pulmoner dolaşıma göre çok daha yüksek. Bu nedenle erişkin kalbinde sol ventrikülün kas duvarı, sağ ventriküle göre belirgin şekilde daha kalın.
Bryan
Hani spor yapan birinin daha çok çalışan kolunun daha kaslı olması gibi bir şey bu.
Belma
Aslında benzer bir mantık var. Ancak burada önemli bir ayrıntı daha bulunuyor. Anne karnında sağ ve sol ventriküllerin duvar kalınlıkları birbirine oldukça yakın. Doğumdan sonra ise akciğerlerin devreye girmesiyle dolaşım koşulları değişiyor ve iki ventrikül arasındaki duvar kalınlığı farkı giderek belirginleşiyor.
Bryan
Yani kalbin bugünkü anatomik yapısı hem anne karnındaki gelişiminden hem de doğumdan sonra üstlendiği görevlerden etkileniyor.
Belma
Kesinlikle! Kalbin yerleşimi ve odacıklarının gelişimi embriyolojiyle yakından ilişkiliyken, özellikle ventriküllerin duvar kalınlıklarının şekillenmesinde karşılaştıkları basınç yükleri de önemli rol oynuyor.
Bryan
Tamam. Motorun dışarıdan görünüşünü, göğüsteki yerleşimini ve o sola yatık duruşunun mantığını çok net anladık.
Belma
Şimdi asıl eğlenceli kısma geçiyoruz sanırım.
Bryan
Bence de. Şimdi yavaş yavaş odacıkların içine sızalım ve o yoğun trafiği yöneten karşılama salonlarını keşfedelim. Kalbimizde dört ana boşluk var. Hani hepimizin bildiği.
Belma
Dört ana oda. Evet.
Bryan
Üstte atrium dextrum ve atrium sinistrum, altta ise ventriculus dexter ve ventriculus sinister. Ben doğrudan sağ üst kısmı oluşturan atrium dextrum'a odaklanmak istiyorum bugün.
Belma
Çok mantıklı bir başlangıç noktası.
Bryan
Çünkü burası kelimenin tam anlamıyla vücudun tüm yorgun trafiğinin aktığı ilk buluştuğu toplanma merkezi gibi.
Belma
Vücuttaki tüm oksijeni azalmış, hani kirlenmiş diyelim, kan nehirlerinin döküldüğü ana havza burası.
Bryan
Kesinlikle. Düşünsene yukarıdan yani baş ve boyun bölgesinden gelen vena cava superior, eee, aşağıdan yani gövde ve bacaklardan gelen vena cava inferior doğrudan bu odaya, atrium dextrum'a açılıyor.
Belma
Tüm oksijenden fakir kan o kapılardan giriyor içeri.
Bryan
İşin en ilginç yanlarından biri de şu bence. Kalbin kendi kendini besledikten sonra açığa çıkan kendi oksijenden fakir kanını taşıyan sinüs coronarius da yine bu odaya dökülüyor. Yani üç büyük nehir aynı salonda buluşuyor.
Belma
Evet, tam bir kavşak noktası.
Bryan
Peki bu odanın içi nasıl görünüyor? Hani dışarıdan baktığında dümdüz, boş bir havuz mu burası?
Belma
Hayır, hayır, kesinlikle değil. Sağ atriumun iç yüzeyinde oldukça belirgin anatomik yapılar bulunuyor. Bunlardan biri de crista terminalis adı verilen kas çıkıntısı.
Bryan
Peki, bu çıkıntının özel bir görevi var mı?
Belma
Aslında crista terminalis, sağ atriumun düz duvarlı arka bölümü ile musculi pectinati adı verilen taraksı kasların bulunduğu bölümü birbirinden ayırıyor. İlginç olan şu ki bu yapının dış yüzeyde de bir karşılığı var: sulcus terminalis adı verilen oluk.
Belma
Sonra sinüs venarum cavarum dediğimiz özel pürüzsüz, düz alanlar var. Hatta atrium dextrum'un kapasitesini gerektiğinde artırmak için dışarıya doğru uzanan, böyle kese şeklinde bir yapı olan auricula dextra bulunuyor.
Bryan
Ekstra bir depo alanı gibi.
Belma
Tam olarak öyle. Ve bu duvarları döşeyen çok özel kaslar var. Musculi pectinati diyoruz bunlara. Sadece auricula'larda ve atrium dextrum'un ön duvarında bulunuyorlar.
Bryan
Musculi pectinati. Bu kaslar odacığın iç yüzeyine tarak dişi gibi bir doku kazandırıyor, değil mi? Pürüzlü bir yapı yani.
Belma
Evet, tarak benzeri çıkıntılı bir yapı oluşturuyorlar.
Bryan
Ama beni bu mimaride en çok büyüleyen şey, eee, bu odadaki sıradan bir yapı değil aslında. Tam bir kontrol merkezi olması, ileti sisteminin kalbi. Hani o kalpteki elektriğin başladığı nokta, nodus sinoatrialis.
Belma
Diğer adıyla s a nodül.
Bryan
Evet, o nodül. Bu yapı tam olarak crista terminalis üzerinde yer alıyor. Atrium dextrum'u az önce o kalabalık merkez istasyonuna benzettik ya.
Belma
Hı hı.
Bryan
İşte nodus sinoatrialis bana o istasyonun tam ortasında duran tüm trenlerin geliş gidiş ritmini, hızını belirleyen şaşmaz bir metronom gibi geliyor.
Belma
Çok haklısın. Ve o metronomun bulunduğu yer, yani crista terminalis üzerindeki konumu sadece anatomik değil, akışkanlar dinamiği açısından tam bir deha örneği.
Bryan
Hani neden tam olarak orada? Neden kanın girdiği o ana kapıların hemen yanında, kalbin ortasında veya en altında değil de en tepesinde duruyor bu şef?
Belma
Çünkü kasılma dalgasının yönü her şeydir. Elektrik sinyali kalbe yayılırken kasları da peşi sıra kasar. Eğer kanı yukarıdan aşağıya yani atriyumlardan ventriküllere doğru itmek istiyorsan kasılmayı en üstten başlatmalısın.
Bryan
Mantıklı.
Belma
Tıpkı bir diş macunu tüpünü sıkarken en alttan başlayıp yukarı doğru sıkman gibi düşün bunu.
Bryan
Aaa!Aaa evet harika bir örnek bu.
Belma
Burada da amaç kanı aşağı fırlatmak. Bu yüzden sıkma işlemi en tepeden nodus sinoatrialis'ten başlıyor. Yukarıdan aşağıya yayılan dalga önce atriyum dextrum'u kasarak kanı ventriküle dolduruyor. Eğer o şef kalbin alt kısımlarında bir yerde olsaydı.
Bryan
Kasılma alttan üste doğru olurdu.
Belma
Aynen öyle. Kasılma alttan üste olurdu ve kan akışı tamamen birbirine girerdi. Yukarı doğru itmeye çalışırdı kanı.
Bryan
Bu da demek oluyor ki anatomi sadece neyin nerede olduğu değil, eee hangi eylemin hangi sırayla yapılacağıyla da doğrudan ilgili.
Belma
Kesinlikle. Her şey bir sıraya ve fonksiyona bağlı.
Bryan
Sinyal yukarıdan geldi. Sağ atriyum kasıldı ve kan aşağıya ventrikülüs dekstere yani sağ ventriküle indi. O kapıdan içeri girdiğimizde eee duvarların değiştiğini görüyoruz. Az önce atriyumda gördüğümüz o ince taraklı yapı, muskuli pektinati, aşağıya inildiğinde kalınlaşıyor ve trabekula karnea adını alıyor.
Belma
Çok daha etli, güçlü kas kirişleri artık bunlar.
Bryan
Neden bu kadar kalınlaşıyorlar peki?
Belma
Çünkü artık sadece kanı biriktiren değil, onu şiddetle fırlatacak olan bir odanın, ventrikülün içindeyiz. Basınç artıyor.
Bryan
Evet ve bu trabekulae karnealar daha da kalınlaşıp boşluğa doğru uzanarak o meşhur papiller kasları oluşturuyor değil mi?
Belma
Evet, tam olarak öyle oluyor.
Bryan
Ve burada yine o en başta konuştuğumuz hani araba motoru metaforundaki asimetri karşımıza çıkıyor. Sağ ventrikülde üç tane papiller kas varken, sol ventrikülde yani ventrikülüs sinisterde sadece iki tane var. Sağda üç, solda iki.
Belma
Hı hı.
Bryan
Bu farklılığın kalbin sağ ve sol tarafındaki o basınç ve güç dinamikleriyle bir ilgisi olmalı kesin.
Belma
Kesinlikle öyle. Papiller kasların asıl görevini anladığımızda bu asimetri hemen anlam kazanıyor zaten. Papiller kaslar, odacıkların arasındaki kapakçıkları bir nevi çelik halatlara benzeyen bağlarla içeriden sıkıca tutan kolonlardır aslında.
Bryan
O kapakçıklar geriye dönmesin diye değil mi? Basınçtan patlamasınlar diye.
Belma
Aynen öyle. Ventriküller kasıldığında içeride devasa bir basınç oluşur. Kanın geriye atriyuma kaçmaması için o kapakçıkların sımsıkı kapanması gerekir.
Bryan
Hmmm.
Belma
Basınç o kadar yüksektir ki eğer papiller kaslar o kapakçıkları çelik halatlarla aşağıdan tutmasaydı, kapakçıklar tıpkı şiddetli bir fırtınada ters dönen bir şemsiye gibi geriye doğru patlardı.
Bryan
İnanılmaz bir görüntü belirdi kafamda şu an.
Belma
Sağ ventrikül akciğerlere kan pompalarken oradaki kapakçığın üç yaprakçığı vardır. Bu yüzden onları tutmak için üç papiller kasa ihtiyaç duyar. Her yaprakçık için bir halat gibi düşün.
Bryan
Peki ya sol taraf? Hani sol ventrikül tüm vücuda kan pompalıyor dedik. Oradaki basınç çok daha yüksek. Neden orada iki tane var?
Belma
Oradaki basınç çok daha yüksek olduğu için oradaki kapakçık sadece iki ama çok daha kalın, çok daha ağır ve dayanıklı yaprakçıktan oluşur.
Bryan
Aaa. Kapının kendisi daha ağır yani.
Belma
Kesinlikle. O iki büyük kapıyı basınca karşı sımsıkı kapalı tutmak için sol tarafta üç küçük kas yerine çok daha kalın ve çok daha güçlü iki adet papiller kas bulunur.
Bryan
Anladım.
Belma
Yani bu sayılar tamamen o odacığın maruz kaldığı basınçla ve yönettikleri kapıların mimarisiyle ilgilidir.
Bryan
Odaların tasarımı kapının ağırlığına göre yapılmış resmen.
Belma
Gerçekten de her ayrıntının bir işlevi var.
Bryan
Kesinlikle. Peki tüm bu kas yapılarının, papiller kasların, trabekulae karneaların üzerini örten o zardan bahsedelim biraz da. Bütün bu kas yığını çıplak bir şekilde sürekli kanla temas etmiyor, değil mi? İşin içinde endokardiyum var.
Belma
Evet, tüm kalbin iç yüzeyini ve o yapıları tamamen döşeyen o ince, düz ve parlak zar.
Bryan
Endokardiyumun yapısına baktığımızda eee iç tabakasının tek katlı endotel hücrelerinden oluştuğunu görüyoruz. Dış tabakası yani kalp kasına doğrudan yapışık olan kısmı ise kollajen lifler, elastik lifler ve düz kas liflerinden oluşuyor.
Belma
Çok sağlam bir yapı.
Bryan
Bu yapıyı düşündüğümde aklıma hemen o son derece kaliteli, hani o çiziksiz teflon tavalar gelir ya, onlar geliyor.
Belma
Güzel bir benzetme.
Bryan
Düşünsene içeride saniyede metrelerce hızla akan bir sıvı var. Milyarlarca kan hücresi, pıhtılaşma faktörleri sürekli hareket halinde. Bu teflon benzeri endokardiyum sayesinde kan o girintili çıkıntılı kasların arasında hiçbir yere takılmadan, sürtünmeden akıp gidiyor herhalde.
Belma
Teflon tava çok yerinde bir benzetme gerçekten. Sadece sürtünmeyi azaltmakla kalmıyor üstelik.
Bryan
Başka ne yapıyor?
Belma
Eğer endokardiyum pürüzlü olsaydı ya da o endotel hücreleri orada olmasaydı, hani o pürüzsüz yüzeyi sağlamasaydı, kan hücreleri pürüzlü kas dokusuna çarptığı an kimyasal bir reaksiyon başlardı.
Bryan
Nasıl yani? Pıhtı mı oluşurdu?
Belma
Tam olarak o. Vücut o çarpmayı bir yaralanma olarak algılar ve anında o bölgedeki kanı pıhtılaştırırdı. Kalbinin içi saniyeler içinde devasa bir pıhtıyla dolardı. Felaket bir durum yani.
Bryan
Vay canına! Yani sistem kendi kendini tıkardı.
Belma
Aynen. Yani o parlak ve düz zar sadece akışı kolaylaştıran basit bir cila değil, hayatta kalmamızı sağlayan kimyasal bir kalkan aslında.
Bryan
Muazzam bir detay gerçekten. Kasların gücü ve zarın zarafeti birbirini tamamlıyor. Madem az önce kapakçıklardan ve onların fırtınada ters dönen şemsiyeler gibi patlamasını engelleyen o çelik halatlardan bahsettik. Eee kapakçıkların geometrisi ve dinleme odaklarına da değinmek istiyorum biraz.
Belma
Hah işte en ilginç konulardan biri.
Bryan
Evet. Zira bu kısım gerçekten ezber bozucu bir akustik oyun barındırıyor içinde. Kapaklarımız ostium dediğimiz anatomik açıklıklarda yer alıyor. Doktorlar bu kapıların sesini, hani o meşhur lup dap sesini dinlemek için stetoskop kullanıyorlar.
Belma
Kalp atışının sesi
Bryan
Ama işin tuhaf yanı şu. Bir kapakçığın anatomik olarak bulunduğu gerçek yer ile doktorun stetoskopu koyup sesi en iyi duyduğu yer birbirinden tamamen farklı.
Belma
Akustik paradoks diyoruz biz buna. Anatomi ile fiziğin kesiştiği o ilginç, bir o kadar da harika nokta.
Bryan
Evet, bir dinleyici olarak bunu idrak etmek başta zor gelebilir. Örneğin aort kapağının açıklığı, yani ostium aortae anatomik olarak sol üçüncü kıkırdak kostanın yani kaburganın alt kenarı hizasında ve sternumun, o göğsümüzün ortasındaki iman tahtasının sol yarısının tam arkasında bulunuyor. Gerçek yeri, adresi orası.
Belma
Hı hı. Kalbin derinliklerinde solda.
Bryan
Ancak doktor aort kapağının sesini, valva aortae'nin o kapanma sesini dinlemek istediğinde stetoskopu sternumun sağ tarafına koyuyor. İkinci interkostal aralıkta, yani kaburgalar arasındaki ikinci boşlukta tutuyor stetoskopu. Kapak solda, sesi sağda dinliyoruz. Nasıl oluyor bu?
Belma
Ve sadece aort kapağı da değil böyle olan.
Bryan
Doğru. Valva trunsi pulmonalis'in yani akciğerlere giden damarın kapağının sesi sternumun solunda ikinci interkostal aralıkta dinleniyor. Daha da ilginci, sağ taraftaki geçişi sağlayan kapakçığın yani ostium atrioventriküläre dextrum'un izdüşümü oldukça karmaşık bir koordinatta yer alıyor.
Belma
Bayağı bir geometri problemi gibi o.
Bryan
Aynen öyle. Sol üçüncü kıkırdak kostayı sağ altıncı kıkırdak kostaya birleştiren hayali bir çizgi düşün. Bir de her iki tarafın beşinci kıkırdak kostalarını birleştiren yatay bir çizgi düşün. İşte bu iki çizginin kesiştiği yer, anatomik kapının bulunduğu yer. Ama doktor o kapının valva triküspidalis'in sesini dinlemek için stetoskopu sternumun sağında altıncı kıkırdak kosta hizasına kaydırıyor.
Belma
Hı hı.
Bryan
Neden anatomik lokasyonla akustik lokasyon arasında böyle bir kopukluk var? Hani ben bunu hep büyük boş bir odanın içindeki bir müzik sistemine benzetirim. Hoparlör odanın bir duvarındadır ama sen müziği doğrudan hoparlörün önünde değil, ses dalgalarının çarpıp yankı yaptığı, eee, rüzgarın taşıdığı koridorun ta ucundaki bir köşede daha net duyarsın. Burada da benzer bir şey mi yaşanıyor?
Belma
Kesinlikle çok benzer bir şey yaşanıyor. Ancak burada sesi taşıyan şey rüzgar veya hava değil, çok yüksek bir hızla ve basınçla hareket eden yoğun bir sıvı, yani kanın ta kendisi.
Bryan
Aaa, tabii hava yok içerde.
Belma
Yok. Kapakçıklar büyük bir şiddetle kapanıp o spesifik sesi çıkardığında oluşan ses dalgaları dümdüz ileriye, öyle göğüs duvarına doğru gitmezler. Kan nehrinin akış yönüne doğru sürüklenirler.
Bryan
Yani sesi bildiğin su taşıyor içerde.
Belma
Evet. Mesela aort kapağından kan fırladığında sağa ve yukarı doğru çok güçlü bir kavis çizer. Bu yüzden kapakçık anatomik olarak solda o kemiğin arkasında olsa bile ses o kan seliyle birlikte taşınıp sternumun sağ tarafındaki o ikinci boşluğa vurur adeta.
Bryan
İnanılmaz.
Belma
Doktorlar aslında kapının kendisini değil, kapanan kapının suyun üzerinde yarattığı dalganın kıyıya yani göğüs duvarına vurduğu o akustik noktayı dinlerler. Bu, akışkanlar dinamiği ve sesin yayılma yönünün muazzam bir sonucudur bence. Sesi kaynağında değil, akıntının onu bıraktığı, yankı yaptığı yerde ararlar.
Bryan
Vay canına! Gerçekten doktorun o stetoskopla anatomik kapıyı değil de nehir üzerindeki akustik yankıyı dinlediğini düşünmek bedene bakış açımı tamamen değiştiriyor. Bugün seninle birlikte bu motoru koru parça parça inceledik. Önce göğüs kafesinin içindeki o güvenli bölmeye, mediastinum medius'a baktık.
Belma
O sessiz karanlık odaya.
Bryan
Evet, tam ortada durmayan, sol tarafın ağır iş yüküne göre sola yatmış ve yıllar geçtikçe hacmini arttıran o asimetrik tasarımı anladık. Sonra içeri sızıp, eee, sağ üstteki o devasa toplanma salonuna, atrium dextrum'a girdik beraber.
Belma
Tüm o yorgun kanın döndüğü yere.
Bryan
Aynen öyle. Vücudun tüm oksijenden fakir kanını toplayan vena kavaları ve sinüs koronaryusu gördük. Ve o trafiğin tam göbeğinde ritmi yukarıdan aşağıya doğru kusursuz bir şekilde başlatabilmek için crista terminalis üzerinde bekleyen o usta şefi nodus sinoatrialis'i selamladık.
Belma
Sonrasında da aşağı inip o incecik duvarların nasıl değiştiğini, kalınlaştığını gördük.
Bryan
Evet, musculi pectinati'nin ventriküllere inildiğinde nasıl etli trabekula karneae'lere, ardından o büyük kapıları yüksek basınca karşı tutan papiller kaslara dönüştüğünü detaylıca inceledik. İç yüzeyi pürüzsüz bir teflon gibi kaplayan kanın zarar görmeden, hani pıhtılaşmadan akıp gitmesini sağlayan o parlak kalkanı, endokardiyumu hissettik.
Belma
Hayati bir kalkan o.
Bryan
Ve son olarak da ostiumlar ile onların sesini göğüs duvarında dinlediğimiz akustik noktalar arasındaki o büyüleyici fizik kurallarını konuştuk. Gerçekten tüm bunları düşündüğümde kalbe sadece bir pompa demek çok büyük bir haksızlık.
Belma
Kesinlikle çok büyük bir haksızlık. Ve bugünkü anatomi yolculuğumuzun sonuna gelirken senin aklında kalmasını istediğim, üzerine düşünmesi inanılmaz keyifli, ufkunu açacak son bir detay daha var açıkçası.
Bryan
Ooo, nedir o? Merak ettim.
Belma
Az önce o pürüzsüz iç yüzey zarından, hani teflon dediğimiz endokardiyumdan bahsettik ya detaylıca.
Bryan
Evet, pıhtılaşmayı önleyen zar.
Belma
Bu zarın sadece kalbin boşluklarını örttüğünü, akışı pürüzsüzleştirdiğini söyledik. Ancak bu yapı kalbin çıkışında böyle bıçak gibi kesilip bitmiyor bir anda.
Bryan
Nasıl yani? Devam mı ediyor?
Belma
Kesintiye uğramadan, milimetrik bile bir boşluk bırakmadan, vücudundaki tüm damarların içini döşeyen endotelyum tabakası olarak yoluna kesintisiz devam ediyor.
Bryan
Hadi ya. Yani damarların iç yüzeyi ile kalbin iç yüzeyi anatomik olarak aynı zar mı?
Belma
Tamamen aynı doku ve kesintisiz. Şöyle düşün. Kalbin içini kaplayan o örtü aorttan çıkar, boynundaki atardamarlardan geçer, kollarındaki toplardamarlara hatta ayak parmak ucundaki o en ince mikroskobik kılcal damarlara kadar tüm vücudunu döşer.
Bryan
İnanılmaz.
Belma
Yani anatomik olarak baktığında kalp vücudunun geri kalanından kopuk göğsüne dışarıdan yerleştirilmiş bağımsız bir kutu veya basit bir cihaz değildir.
Bryan
Neyin parçası peki?
Belma
O tüm vücudunu saran, ayak uçlarından göz bebeklerine kadar uzanan tek bir devasa ağın merkezdeki biraz daha kalınlaşmış, kaslanmış, kıvrılmış ve uzmanlaşmış bir düğüm noktasıdır sadece.
Bryan
Vay canına! Yani şu an parmağımın ucundaki damarın içi ile kalbimin o yüksek basınçlı ventrikülünün içi aynı kumaştan dokunmuş, birbirine fiziksel olarak kopmadan bağlı bir bütün.
Belma
Tam olarak öyle. Bütün bir ağsın sen.
Bryan
Bu durumda benim kalbim var demek yerine hani ben tüm vücuduma yayılan bu devasa ağın ta kendisiyim demek çok daha doğru hissettiriyor. Sadece bu fikir bile organlara, bedenimize, hani kendi iç mimarimize bakış açımı tamamen değiştiriyor. Sanırım bir sonraki sefer göğsüme elimi koyduğumda sadece o mekanik metronom sesini duymayacağım.
Belma
Çok daha fazlasını hissedeceksin.
Bryan
Evet, o teflon duvarlara çarpan kanın nehir gibi akışını, çelik halatları geren kasların gücünü ve tüm vücuduma yayılan o kesintisiz ağın merkezindeki nabzı, o yaşamı hissedeceğim. Bu anatomi keşfimizin sonuna geldik. Bir sonraki derinlemesine incelememizde yeni bir yolculukta görüşmek üzere.