Kardiyovasküler Sistem
All Episodes
Kalp-2

Kalp-2

0:00|0:00

Kalbin uyarı ileti sistemi, kalbin arter ve venleri incelenmiştir.

This show was created with Jellypod, the AI Podcast Studio. Create your own podcast with Jellypod today.


Chapter 1

Imported Transcript

Bryan

Siz şu an, eee, bu cümleyi duyduğunuz o kısacık birkaç saniye içinde bile göğsünüzün tam ortasındaki o devasa kas kütlesi yaklaşık üç, belki dört kez şiddetle kasıldı.

Belma

Kesinlikle. Ve kendi elektriğini sıfırdan ürettiği kusursuz bir ritimle odacıklarını doldurdu.

Bryan

Aynen öyle. Bedeninize litrelerce kan pompaladı. Hem de hani siz bunun üzerine tek bir salise bile kafa yormadınız, düşünmediniz bile.

Belma

Yani insan yapımı en karmaşık motorları, işte en kusursuz çelik çarkları ya da yazılım kodlarını falan düşünün.

Bryan

Hı hı. Hepsi çok ilkel kalıyor aslında.

Belma

Aynen. Bugün masamızdaki kaynakların bize gösterdiği o biyolojik makinenin, yani kalbin anatomik ve fizyolojik mühendisliğinin yanında hepsi gerçekten sönük kalıyor.

Bryan

O yüzden bu derinlemesine incelemede sadece, eee, yapıların adlarını sayıp geçmeyeceğiz. Amacımız hani bu yapının karşılaştığı fiziksel ve mekanik sorunları doğanın nasıl çözdüğünü konuşmak.

Belma

O elektrik tesisatından yüksek basınçlı orta yollara kadar adım adım deşifre etmek istiyoruz bu sistemi.

Bryan

İşin aslı, kalbe sadece kanı iten basit bir pompa muamelesi yapmak, oradaki o muazzam mekanik zekayı tamamen gözden kaçırmak demek.

Belma

Doğru. Ortada milisaniyelerle yarışan, kendi güç kaynağını kendi içinde barındıran bir sistem var. Yani en ufak bir ritim hatasının bütün sistemi çökertebileceği bir yapıdan bahsediyoruz.

Bryan

Evet, dakikada ortalama yetmiş kez atıyor diyoruz ama bu sabit bir şey değil, değil mi?

Belma

Kesinlikle statik değil. Atım hızını ve atım hacmini bedenin o anki fizyolojik gereksinimlerine göre sürekli, hani anlık olarak güncelliyor. Çok dinamik ve adaptif bir biyolojik motor var karşımızda.

Bryan

O halde, eee, bu motorun ateşleme sisteminden başlayalım. Yani elektrik şebekesinden. Kaynaklarımız bunu "systema condusens cordis" olarak adlandırıyor.

Belma

Hı hı. Kalbin kendi özel ileti sistemi.

Bryan

Aynen. Özelleşmiş kas liflerinden oluşan bu sistem elektriği dışarıdan bir kabloyla falan almıyor, kendi elektriğini üretiyor. Ben şeyi merak ediyorum, bu ilk kıvılcımın çaktığı yeri.

Belma

O doğal ritim yapıcı merkezi mi?

Bryan

Evet, evet. Tam olarak nerede düğmeye basılıyor bu sistemde?

Belma

Şöyle, ilk kıvılcım sağ atriyumda başlıyor. Yapının adı anatomide nodus sinoatrialis.

Bryan

Hı hı.

Belma

Bu düğüm crista terminalisin hemen üst ucunda yer alıyor. Topografik olarak subepikardiyal bir yerleşimi var.

Bryan

Yani kalp zarının, epikardın hemen altında kalıyor.

Belma

Yüzeye epey yakın evet. Ama asıl ilginç olan şey, eee, bu düğümün kendi içindeki hücresel organizasyonu. Yani basit bir doku yumağı değil orası.

Bryan

Nasıl bir yapısı var peki içeride?

Belma

Merkezine baktığınızda arteria centralis adı verilen bir merkez arter var ve bunun etrafına dizilmiş P tipi nodal miyositleri görüyoruz.

Bryan

P tipi miyositler. Ana jeneratör burası o zaman.

Belma

Aynen. Uyarıyı asıl üreten merkez o P hücreleri. Bu merkezin hemen dışında ise üretilen bu elektriksel uyarıyı alıp hani çevre dokulara doğru aktaran T tipi hücreler var.

Bryan

Yani transitional miyositler.

Belma

Tam isabet. Lojistik ekip gibi çalışıyorlar.

Bryan

Yani içeride enerjiyi üreten bir çekirdek ekip var, etrafında da bu enerjiyi dışarı taşıyan bir dağıtım ekibi. Peki durmaksızın elektrik üreten bu jeneratörün, eee, ciddi bir yakıta ihtiyacı yok mu?

Belma

Olmaz mı? Bu merkezin çalışması hayati olduğu için çok ciddi bir kan akımına muhtaç. İnsanların %60'ında bu bölgenin kanlanması doğrudan arteria coronaria dextra tarafından sağlanır.

Bryan

Sağ koroner arterden geliyor %60'ı.

Belma

Evet, geri kalan %40'lık kesimde ise sol taraftan gelen ramus circumflexus isimli dal devreye giriyor.

Bryan

Hı hı.

Belma

Bu kanlanma sağlandığı sürece P hücreleri o düzenli ateşlemeyi kusursuzca yapıyor. Üretilen bu elektrik akımı da atriyum kasına sadece, sıkı durun, 0,09 saniye gibi inanılmaz bir sürede yayılıyor.

Bryan

Göz açıp kapayıncaya kadar bile değil, çok daha hızlı.

Belma

Kesinlikle. Ardından 0,1 saniyede atriyum sistolü yani atriumların kasılması gerçekleşiyor. Ve bundan sadece 0,22 saniye sonra da ventrikül sistolü oluşuyor.

Bryan

0,1 saniye. Yani insan algısının çok ötesinde bir hız bu. Fakat hani kaynakları incelerken beni asıl şaşırtan noktaya tam da burada rastladım açıkçası.

Belma

Hangi nokta o?

Bryan

Elektrik akımı atriumlardan aşağıya o ana motorlar olan ventriküllere inerken bir yerde bilerek yavaşlatılıyor. Nodus atrioventrikülaris. İletinin kalpteki en yavaş olduğu yer burasıymış.

Belma

Evet, doğru.

Bryan

Bunu okuyunca aklıma doğrudan, eee, bir gece kulübünün kapısındaki fedai geldi. Ya da trafiği düzenleyen, hani bilinçli olarak yanan bir kırmızı ışık gibi.

Belma

Çok güzel bir benzetme.

Bryan

Ama kalbin zamana karşı yarışan bir motor olduğunu, her milisaniyenin kan pompalamak için kritik olduğunu düşünürsek, elektriği bilerek yavaşlatmak ilk bakışta bana büyük bir mühendislik hatası gibi geldi. Neden doğrudan en yüksek hızla inmiyor bu sinyal?

Belma

Çünkü eğer sinyal doğrudan ve en yüksek hızla aşağıya inseydi kalp boş bir motor gibi çalışırdı. İşin içine akışkanlar dinamiğini katmak zorundayız burada.

Bryan

Hmm. Sıvının hareket hızıyla elektriğin hızı farklı tabii.

Belma

Aynen öyle. Elektriksel uyarının hızı sıvıdan çok daha yüksek. Eğer atriumlar ve ventriküller aynı anda ya da hani saniyenin binde biri kadar bir farkla peş peşe kasılsaydı ne olurdu?

Bryan

Kan aşağı inemezdi.

Belma

Kesinlikle. Atriumlardaki kanın ventriküllere akması için gereken o fiziksel zaman aralığı oluşmazdı. Ventriküllerin içleri daha tam dolmadan kasılmış olurdu. Bu da bedene giden kanın dramatik şekilde düşmesi demek.

Bryan

Yani elektriksel hız ile mekanik hız arasındaki o farkı telafi etmek için bir tür tampon bölge yaratılmış kalpte. İnanılmaz gerçekten.

Belma

Tam olarak öyle. Nodus atrioventrikülarisin arka ve yüzey kesimlerinde yer alan o transitional zone hücreleri bu gecikmeyi yaratan fiziksel bariyerler aslında.

Bryan

Gecikme ne kadar sürüyor peki?

Belma

Bu düğüm demin konuştuğumuz nodus sinoatrialisten tam 0.16 saniye sonra depolarize oluyor. Sistemin içindeki en yavaş ileti burası. Ama bu yavaşlık sistemin kusursuzluğunun temeli.

Bryan

O doluluk sağlandığında tam zamanında büyük kasılma başlıyor.

Belma

Aynen, harika bir zamanlama tasarımı.

Bryan

Peki bu kırmızı ışık, bu fedai tam olarak nerede duruyor anatomi haritasında ve nasıl besleniyor?

Belma

Yeri çok spesifik bir alandır aslında. Septum interatriale dediğimiz iki atrium arasındaki bölmede bulunuyor. Klinikte biz buraya Koch üçgeni deriz.

Bryan

Koch üçgeni. Sınırları neler bu üçgenin?

Belma

Üç önemli yapı var. Trikuspid kapağın septal yaprağı, eee, ostium sinüs koronarius dediğimiz açıklık ve Todaro tendonu.

Bryan

Anladım, bu üçünün oluşturduğu o dar alanın içinde.

Belma

Evet. Beslenmesi ise %90 oranında yine sağ sistemden geliyor. Yani arteria koronarya dextranın bir dalı olan ramus nodi atrioventrikülaris üzerinden sağlanıyor. Kalan %10'luk ihtimalde ise sol taraf yani arteria koronarya sinistra dalları üstleniyor bu işi.

Bryan

Tamam. Hani elektriği ürettik. Kapıdaki fedaiyi biraz beklettik. Kanın mekanik olarak dolmasına izin verdik. Şimdi sırada bu emri o büyük kas kütlesine yani ventriküllere iletmek var. Kaynaklar burada tek bir yapıdan bahsediyor.

Belma

Evet. Fasikülus atrioventrikülaris yani His demeti.

Bryan

His demeti. Hı hı.

Belma

Elektrik uyarısı bu AV düğümünden çıktıktan sonra iki ventrikül arasındaki duvar olan septum interventrikülärinin o zar yapısındaki kısmına gelir, yani pars membranacea üzerine.

Bryan

Hı hı.

Belma

Ve anatomik olarak en kritik, hani en şaşırtıcı özelliği şudur: atriyumların kas dokusu ile ventriküllerin kas dokusu arasındaki tek fizyolojik bağlantı burasıdır.

Bryan

Bir saniye. Yani bu muazzam sistemde yukarıdan aşağıya geçen tek bir kablo mu var gerçekten? Milyarlarca hücre var. Tonlarca kan pompalanıyor ama iki ana bölüm arasındaki tek köprü bu mu?

Belma

Sadece tek bir köprü. Evet.

Bryan

Neden etrafında hani bir sürü yedek hat ya da geniş bir iletişim ağı yok? Bana biraz riskli geldi.

Belma

Çünkü eğer çok fazla kablo veya hani geniş bir iletim ağı olsaydı, o demin konuştuğumuz milisaniyelik kontrolü tamamen kaybederdiniz.

Bryan

Elektrik her yerden kaotik bir şekilde sızardı yani.

Belma

Kesinlikle. Atriumlar ve ventriküller arasındaki doku elektriği iletmeyen bir yalıtkan iskelet yapısına sahiptir. Bu sayede elektriğin rastgele yerlerden aşağı sızması engelleniyor. Bütün kontrol, bütün zamanlama bu tek hat üzerinden yapılıyor.

Bryan

İnanılmaz.

Belma

Evet. Bu fasikülüs atrioventrikülaris bölmenin müsküler, yani o kaslı parçasının başlangıcına geldiğinde artık sağa ve sola gitmek üzere ikiye ayrılıyor. Anatomide bunlara crus dextrum ve crus sinistrum diyoruz.

Bryan

Sağ ve sol dallar.

Belma

Ve bu dallar da daha sonra ventriküllerin iç duvarlarına yayılıyor sanırım. Kaynağımızdaki o can alıcı not aklıma geldi. Purkinje sistemi. Ta kendisi. O iki crus ventriküllerde subendokardiyal pleksusu yani Purkinje sistemini oluşturuyor. Kalpte iletinin en hızlı olduğu yer burası işte.

Bryan

Yavaşlıktan hız rekoruna geçiyoruz yani.

Belma

Aynen. Tek bir hat üzerinden o çok kontrollü gelen uyarı, bu ağ sayesinde ventriküllerin o büyük kas kütlesine saniyenin çok ama çok küçük bir kesitinde aynı anda yayılıyor.

Bryan

Böylece o koca kas kütlesi hani parça parça değil, tek bir ünite gibi senkronize kasılıyor.

Belma

Kusursuz bir senkronizasyonla.

Bryan

Zamanlama, yalıtım, tek köprü ve müthiş bir hızlanma. Ya bu şebekenin mimarisi gerçekten kusursuz. Ama aklıma hemen şey geliyor, eee, enerji ihtiyacı. Bu kadar yoğun bir efor muazzam bir oksijen ve glikoz tüketimi demek.

Belma

Tabii o kadar kasılma bedavaya olmuyor.

Bryan

Tıpkı kocaman bir hidroelektrik santralinin şehre enerji verirken kendi sistemlerini çalıştırmak için özel bir kablo ağına ihtiyaç duyması gibi. Kalp de kendi içinden geçen o tonlarca kanı doğrudan kullanamıyor sanırım.

Belma

Kullanamaz, hayır. Kalbin kas dokusu o kadar kalındır ki odacıkların içinden geçen kandan beslenmesi fiziksel olarak imkansızdır. Kendi özel tesisatına, koroner arterlere muhtaçtır.

Bryan

Koroner arterlerin topografyasına girelim biraz o zaman. Özellikle o sol taraf, devasa sol ventrikülün beslenmesi. Kaynaklar ön bölgeyi çok detaylandırmış.

Belma

Sol ventrikülün beslenmesi kesinlikle hayatidir. Bunun büyük bir kısmını ramus interventrikülaris anterior üstleniyor.

Bryan

Adından da anlaşıldığı gibi hani iki ventrikül arasındaki olukta önde ilerleyen damar bu.

Belma

Aynen öyle. Bu dal, sulcus interventrikularis anterior adı verilen o oluğun içinde seyrederek kalbin apex'ine yani tepesine, o alt sivri noktasına doğru iniyor.

Bryan

İnerken de dallar veriyor sanırım.

Belma

Hem de nasıl? Etrafa o dev kas kütlesini hayatta tutacak sayısız ince dal veriyor. Ve ilginçtir, sadece önde kalmaz. Apex yakınına geldiğinde arka taraftan gelen diğer bir ana dal olan ramus interventrikularis posterior ile anastomoz yapar.

Bryan

Anastomoz yani bağlantı kuruyor. Bu şey gibi bir tür emniyet subabı sanırım. Eğer bir tarafta hani basınç düşerse diğer hat destek olsun diye ana boruların uç uca bağlanması gibi.

Belma

Kusursuz bir benzetme. Evet, sistem tam olarak bu güvenliği sağlamak için var.

Bryan

Peki bu ana borudan çıkıp o kalın kasın içine giren küçük dalların özel isimleri var mı?

Belma

Olmaz mı? Mesela ramus coni arteriyosi var. Diğer ismiyle arteria coni pulmonalis. Oldukça küçük bir daldır bu. Sonra ramus lateralis dediğimiz dallar gelir.

Bryan

Diagonal arterler deniyor galiba bunlara klinikte.

Belma

Aynen, diagonal arterler. Bir veya iki adet olurlar ve sol ventrikülün o en güçlü ventrikülün beslenmesine doğrudan katılırlar. Birinci diagonal arter genelde oldukça küçüktür gerçi. Ve bir de rami interventrikülares septales vardır.

Bryan

Septuma giden dallar yani kalbi ikiye bölen duvarı.

Belma

Evet, bu dallar septum interventrikülarenin ön üçte ikilik kısmını, yani o kocaman yapının büyük bir bölümünü besliyor. Sağ ve sol kalbi ayrılan o sağlam duvarın ayakta kalması tamamen bu incecik dallara bağlı.

Bryan

Peki arterlerle gelen bu kan kalp kasında kullanıldıktan sonra nereye gidiyor? Yani kalbin venöz drenajı, o oksijenden fakir kanın toplanması nasıl işliyor?

Belma

Orada da çok derli toplu bir mimari var. Kalbin venöz kanının yaklaşık üçte ikisi kalbin arkasında uzanan sinus coronarius dediğimiz geniş venöz kanala dökülüyor ve oradan doğrudan sağ atriyuma boşalıyor.

Bryan

Hı hı, ana toplayıcı kanal sinus coronarius yani. Peki bu kanala katılan başlıca venler hangileri?

Belma

Ön yüzde arterle beraber uzanan vena cardiaca magna var. Arkada vena cardiaca media ve sağ kenarda vena cardiaca parva eşlik ediyor. Geriye kalan kanın bir kısmı doğrudan sağ atriyuma açılan ön ventrikül venleriyle, çok küçük bir bölümü de Thebesius venleri dediğimiz venae cardiacae minimae ile direkt kalp boşluklarına dökülüyor. Yani sistem kendi atığını da hızla uzaklaştırıyor.

Bryan

Yani elektrik ağını ve hani santralin kendi enerji tesisatını gördük şu an. Santral harika çalışıyor. Şimdi işin en hacimli kısmına gelelim bence. Kanın girip çıktığı, müthiş basınçların yönetildiği o merkez terminale. Bâsis cordis.

Belma

Kalbin tabanındaki o büyük karmaşık kavşak. Anatominin en yoğun bölgelerinden biridir burası.

Bryan

Orada sarsılmaz bir isimlendirme kuralı varmış kaynaklara göre. Biraz ondan bahsedelim.

Belma

Kan oksijenden zengin mi fakir mi ona bakılmaz.

Bryan

Sadece yöne bakılıyor, değil mi?

Belma

Sadece yön. Kalpten kanı alıp uzaklaştıran, kalpten çıkan her damar arterdir. Kalbe doğru kan getiren, içine giren her damar ise vendir. Nokta.

Bryan

O zaman şu, hani meşhur ven eşittir oksijenden fakir kan, arter eşittir oksijenden zengin kan ezberini bir silelim.

Belma

Kesinlikle silmeliyiz. Topografik anatomide tamamen anlamsız o kural.

Bryan

Çünkü vücudun üst ve alt bölgelerinden kanı kalbe taşıyan vena cava superior ve vena cava inferior, oksijenden fakir kan taşırken, akciğerlerden gelen damarlar için durum bambaşka.

Belma

Evet, orası büyük bir istisna gibi durur. Vena pulmonales dediğimiz akciğer venleri var. Bunlar akciğerlerde oksijenle dolmuş kanı taşırlar.

Bryan

Ama yönleri kalbe doğru olduğu için onlara ven diyoruz.

Belma

Aynen. Sol atriyuma giriş yaparlar. Toplamda dört tanedir bunlar. İsimleri de tamamen bulundukları yere göredir. Sağ akciğerden gelenler vena pulmonalis superior dextra ve vena pulmonalis inferior dextra.

Bryan

Sol akciğerden gelenler de haliyle sinistra oluyor.

Belma

Evet, vena pulmonalis superior sinistra ve vena pulmonalis inferior sinistra.

Bryan

Bu dört koca boru atrium sinister'e oksijenli kanı boşaltıyor. Ama benim kaynaklarda takıldığım bir yer oldu. Normalde damarların içinde kan geri kaçmasın diye kapakçıklar olur ya hani.

Belma

Valfler, evet.

Bryan

Bu dört koca damarın içinde hiçbir kapakçık bulunmadığı yazıyor. Hani kalp kasıldığında o kanın basınçla akciğerlere geri fırlaması gerekmez mi? Bu mekanik bir felaket değil mi?

Belma

Dışarıdan bakınca öyle duruyor ama aslında harika bir mekanik detayı var işin. Kapakçıkları yok. Çünkü o kapaha hani hiç ihtiyaç duymayacak dinamik bir sistem kurulmuş orada.

Bryan

Nasıl çalışıyor o sistem?

Belma

Atriyum kasıldığı anda sadece içindeki kanı aşağı ventriküle itmekle kalmıyor, o kasılma hareketi sayesinde damarların o atriyuma girdiği delikler de büzüşüyor.

Bryan

Aaa, adeta bir sfinkter, bir büzgen kas gibi kapanıyor yani.

Belma

Kesinlikle öyle. Yani kapakçık damarın kendi içinde değil, bizzat kalbin o kasılma dinamiğinin içine yerleştirilmiş.

Bryan

Gerçekten büyüleyici ya. Kalp kendi kasılmasıyla kendi giriş kapılarını mühürlüyor. O halde kan kalbe geldi. Kapıları mühürledik. Hem oksijenden zengin kan hem de oksijenden fakir kan atriumlara doldu. Fedaiyi geçti. His demetiyle ventriküllere indi.

Belma

Şimdi bu kanın çıkış rotalarına bakma zamanı.

Bryan

Aynen. Büyük çıkış otoyollarıyla kalbi terk etmesi lazım. Oksijensiz kanı akciğerlere taşıyan o ilk rotayla başlayalım istersen.

Belma

O damarın adı truncus pulmonalis. Sağ ventrikülden başlar ve oksijensiz o venöz kanı oksijenlenmek üzere akciğerlere taşır. Burada ilginç bir izolasyon detayı var.

Bryan

Nedir o?

Belma

Bu damarın tamamı kalbi dışarıdan saran o koruyucu zarın yani perikardiyum kesesinin içindedir. Dışarı çıkana kadar o zarın tam koruması altında seyreder.

Bryan

Çıkış noktasına o kök bölgesine kaynaklardan baktığımda inanılmaz kalabalık bir alan görüyorum. Hani burası gerçekten trafiğin birbirine girdiği sıkışık bir kavşağa benziyor.

Belma

Kesinlikle öyle. Çok kalabalık bir komşuluk ağı var orada. Şöyle gözünüzde canlandırın. Sağ ventrikülün üst kısmında infundibulum dediğimiz huniye benzeyen bir yapı var.

Bryan

Hı hı.

Belma

Truncus pulmonalis tam olarak bu infundibulumun tabanından başlıyor. Başlangıç yerinde kanın geri kaçmasını engelleyen kapakçıkların yani valva trun si pulmonalisin sinüsleri yer alıyor.

Bryan

Peki ya o kavşaktaki komşular?

Belma

Kökün sağında ve solunda Atriumların o kulak şeklindeki uzantıları, yani aurikulalar bulunur ve hemen diplerinden de biraz önce uzun uzun konuştuğumuz o hayati koroner arterler geçer.

Bryan

Aurikulalar, koroner arterler, kapakçıklar… Hepsi kalbin anatomik yapısında kendine özgü bir yere ve işleve sahip. Ventrikülüs sinister kasıldığında kan, valva aorta'den geçerek aortaya pompalanıyor. Aortanın başlangıcından ayrılan koroner arterler kalp kasını beslerken, oksijenlenmek üzere akciğerlere gönderilecek kan ise ventrikülüs dexter'den truncus pulmonalis aracılığıyla yola çıkıyor.

Belma

Sıfır hata payıyla üstelik.

Bryan

Muazzam. Peki kan akciğerlere gitti, oksijenden zenginleşti. Kapakçığı olmayan o dört vena ile sol tarafa geri döndü ve en güçlü motora, sol ventriküle indi. Şimdi sıra dolaşım sisteminin ana otoyolunda: aorta.”

Belma

Aorta sadece bir damar değil, bedenin o ana dağıtım şebekesidir açıkçası. Sol ventrikülün o güçlü tabanından başlar. Bu ilk çıkış noktasına bulbus aortae diyoruz.

Bryan

Ve oradan bedenin derinliklerine doğru yola çıkıyor.

Belma

Evet, gövde boyunca aşağı inerek ta dördüncü bel omuru seviyesine kadar devam eder. L4 seviyesine ulaştığında da arteria iliaca communis adını verdiğimiz o iki uç dalına ayrılarak sonlanır.

Bryan

Böyle dümdüz aşağı inen bir boru değil, değil mi?

Belma

Kesinlikle değil.

Bryan

Anatomik rotasına baktığımızda çok akrobatik bir hareket yapıyor. Önce yukarı ve sağa tırmanıyor, sonra büyük bir kavis çizip geriye ve sola dönüyor. Hani ondan sonra aşağı iniyor.

Belma

Bir boru hattı tasarlayan mühendis, böyle belirgin bir kıvrımı neden tercih ederdi acaba?

Bryan

Güzel soru! Aslında aortanın bu kavisli yapısı, büyük ölçüde embriyolojik gelişim sırasında şekilleniyor.

Belma

Peki, bu kavsin kan basıncıyla da bir ilişkisi var mı?

Bryan

Elbette, aortanın şekli kan akışını etkiliyor. Ama yüksek basınçla başa çıkmasını sağlayan asıl özellik, damar duvarının elastik yapısı. Sol ventrikül kasıldığında kan büyük bir basınçla aortaya pompalanıyor. Aorta da elastik duvarı sayesinde bir miktar genişleyerek bu basınç dalgasını karşılıyor.

Belma

Yani sert bir boru gibi davranmıyor.

Bryan

Aynen öyle! Üstelik kalp gevşediğinde eski şekline dönerek kan akışının devam etmesine de yardımcı oluyor.

Belma

Gerçekten çok ilginç. Peki, aortanın üç bölümü vardı değil mi?

Bryan

Evet. İlk bölüm aorta ascendens, yani çıkan aorta. Sol ventrikülün aortik orifisinden, yaklaşık olarak sol üçüncü kostal kıkırdağın alt kenarı seviyesinden başlıyor. Yukarıya, öne ve sağa doğru uzanıyor. Uzunluğu yaklaşık beş santimetre, çapı ise ortalama üç santimetre civarında.

Belma

Yani suyla dolan esnek bir hortumun, basınç arttığında hafifçe genişlemesi gibi..

Bryan

Kesinlikle! Aortanın elastik duvarı da buna benzer şekilde genişleyip geri çekilebiliyor. Şimdi ikinci bölüme, yani arcus aortae dediğimiz o belirgin kavise gelelim. Aorta ascendens'in devamında damar sola ve arkaya doğru kıvrılarak yön değiştiriyor.

Belma

Yani bu kavis, aortanın göğüs içerisindeki anatomik seyrinin bir parçası.

Bryan

Aynen öyle! Üstelik arcus aortae yalnızca bir geçiş bölgesi değil. Baş, boyun ve üst ekstremitelere kan taşıyan büyük arterlerin çıkış noktası olması bakımından da oldukça önemli.

Bryan

Bugün hani sadece isimleri değil, o işleyişi de konuştuk. O küçücük merkez komuta P ve T hücrelerini, eee, elektriği bilerek yavaşlatan o Atrioventriküler düğümü inceledik.

Belma

Yalıtılmış o tek fizyolojik köprü olan his demetini de unutmamak lazım.

Bryan

Kesinlikle. Kapakçığa ihtiyaç duymadan kendini mühürleyen akciğer venleri ve devasa bir amortisör gibi çalışan aortanın o kavisli rotası. Sohbetimizi kapatırken size kısa bir düşünce bırakmak istiyorum.

Belma

Çok yerinde olur.

Bryan

Siz şu an neredeyseniz, ister ekranınıza bakıyor, eee, ister yürüyüş yapıyor, ister koltuğunuzda dinleniyor olun. Göğsünüzün içindeki o küçücük nodus sinatriyalis hücreleri, siz daha doğmadan önce başlattığı o ritmik ateşlemeyi bu saniye içinde bile devam ediyor.

Belma

Ve aorta ascendens o üç buçuk santimetrelik çapıyla her saniye o muazzam basıncı sizin için esneyerek göğüslüyor.

Bryan

Bedeninizin derinliklerindeki bu otonom kusursuzluk karşısında, hani bir sonraki nabzınızı boğazınızda veya bileğinizde hissettiğinizde, o vuruşun arkasındaki o milisaniyelik gecikmeleri ve göğsünüzde taşıdığınız o mükemmel fizik mühendisliğini hatırlayın. Bu derinlemesine incelemede bize katıldığınız için teşekkür ederiz. Keşfetmeye ve merak etmeye devam edin.